|
Değerli Mülkiyeliler,
Kazan A.Ş. yönetimini ellerinde tutan kişilerin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdikleri şikayet dilekçesi ve bu dilekçeye ilişkin görüşlerimi açıkladığım ‘Şüpheli İfade Tutanağı’ bilgi ve değerlendirmelerinize sunulmaktadır.
Dilekçede isimleri bulunan arkadaşlarım Sayın Oya Hitay ve Sayın Hasan Yaman’ın görüş ve düşünceleri bilahare duyurulacaktır.
Saygılarımla,
İhsan Feyzibeyoğlu
a) Şikayet Dilekçesi:
ANKARA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA
MÜŞTEKİ : Kazan Yayıncılık Kültür Turz. Tic. A.Ş. – Konur Sok.
No. 1 Kızılay/Ankara
VEKİLİ : Av. Yaşar Akdeniz – Mithatpaşa Cad. 29/3
Kızılay/Ankara
SANIKLAR : 1) İhsan Feyzibeyoğlu – Konur Sok. No. 1
Kızılay / Ankara
2) Hasan Yaman – Atatürk Bulvarı No. 73/7
Kızılay/Ankara
3) Oya Hitay – Konur sok. No. 1 Kızılay / Ankara
SUÇ : Emniyeti suistimal, yetkisiz iş yapma, alıkoyma, tehdit
vs.
SUÇ TARİHİ : 17.05.2010 ve sonrası
AÇIKLAMALAR : Sanıklardan İhsan Feyzibeyoğlu 21.03.2010 tarihinde yapılan Mülkiyeliler Birliği Derneği seçimlerinde başkan olarak seçilmiştir. Dernek başkanı seçilmesi nedeniyle vakıf tüzüğü gereği Mülkiyeliler Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi sıfatını kazanmıştır. Müvekkil şirketin çoğunluk hissesi Mülkiyeliler Vakfına ait olmakla birlikte Vakıf haricinde 4 ortağı daha bulunmaktadır. Dernek başkanı İhsan Feyzibeyoğlu vakıf tüzüğü gereği 7 kişilik vakıf yönetim kurulu üyesinden birisidir. Oya Hitay vakıf denetim kurulu üyesidir.
İhsan Feyzibeyoğlu, Hasan Yaman ve Oya Hitay’la birlikte müvekkil şirketin Konur Sok. No. 1 Kızılay / Ankara adresindeki 2007-2008 ve 2009 yıllarına ait yevmiye defteri, kebir defterleri, günlük kasa raporları, muhtelif fatura ve adisyonları bir tutanakla alarak Derneğin merkezine götürmüşlerdir. Söz konusu tutanak İhsan Feyzibeyoğlu tarafından Vakıf Başkanı, Hasan Yaman Tarafından Vakıf Yönetim Kurulu üyesi sıfatı, Oya Hitay tarafından ise Vakıf Denetim Kurulu üyesi sıfatıyla imzalanmıştır. (ektedir) Söz konusu defter ve belgeleri almak için defalarca girişimde bulunmamıza ve noter ihtarıyla da istememize rağmen bu defter ve belgeler tarafımıza iade edilmemiştir. Defter ve belgeler sanıklar ve bunlar tarafından yönlendirilen çeşitli denetleme elemanları tarafından günlerce gayrı resmi incelemeye tabi tutulmuşlardır. Sanıklar şirket yönetim kurulunun şirket yönetiminde suç işlediklerini, istifa edip ayrılmalarını, aksi takdirde sonlarının kötü olacağı şeklinde tehditlerde bulunarak şirket yönetimini istifaya zorlamaya ve yerlerine kendi adamlarını getirmeye çalışmaktadırlar.
Sanıklara defter ve belgelerimizin iadesi için noterden ihtar gönderilmiştir. Yine yazılı ihtarımızda şirketimize ait olan ve halen dernek tarafından kullanılmakta olan telefonlar, notebook bilgisayar ve programlarla şirket kasasından yönetim kurulumuzun haberi olmadan alınan 4.500 TL ve 5.000 TL’nin de iadesi talep edilmiştir. İhtarımız cevapsız kalmıştır. Yalnızca sanıklardan Hasan Yaman tarafımıza cevabi bir yazı göndererek kendisinin Mülkiyeliler Vakıf Yönetim Kurulu üyesi olduğunu, vakfın çoğunluk hissesine sahip olduğu şirketimizde suç işlendiğine yönelik duyumlar aldıkları için şirket defterlerine el koyduklarını, bunların vakıf merkezinde tutulduğunu, istediğimiz zaman defterleri kullanabileceğimizi ancak bize iade edemeyeceklerini belirtmiştir. Şirket kasasından alınan paranın bir tanesi iade edilirken diğeri halen sanıkların uhdesinde bulunmaktadır. Cep telefonları, cep telefonu hatları, notebook bilgisayar, programlar ve ısıtıcı halen iade edilmemiştir.
Vakıf merkezinde sanıklar tarafından alınan hiçbir defter ve belge yoktur. Tüm defter ve belgeler vakıf merkezinde değil, dernek merkezinde sanıkların uhdesinde bulunmaktadır. Her ne kadar dernekle şirketimizin adresi aynı gözükse de derneğin ve şirketimizin kullandığı alanlar farklıdır. Defter ve belgelerimizin bulunduğu dernek merkezine girişimiz ve kendimize ait defter, belge, telefon ve bilgisayar gibi malzemelerimizi almamız engellenmektedir. Derneğin ve sanıkların şirketimizle hiçbir bağı bulunmamaktadır. Buna rağmen kendilerini vakfın ve şirketimizin sahibi gibi görmekte, şirketimizin yönetim kurulunu ve hukuki yapısını tanımamakta ısrar etmektedirler. Sanıklar devamlı olarak şirket yönetim kurulunun istifa ederek ayrılması, aksi takdirde kötü şeyler olacağı yönünde tehdit ve baskılarda bulunmaktadırlar.
İhsan Feyzibeyoğlu’nun Mülkiyeliler Birliği Derneği Başkanı ve Vakıf Yönetim Kurulu üyesi olması ona vakfın çoğunluk hissesine sahip olduğu bir Anonim Şirketin defterlerini ve belgelerini kendi isteğine göre almak ve alıkoymak hak ve yetkisi vermemektedir. Türk Ticaret Kanunu Anonim Şirketlerin kimler tarafından nasıl düzenleneceğini açıkça belirtmiştir. Şirket ortakları ve denetçiler dışında Şirketle ilgisi bulunmayan kişilerin şirketi denetleme, defter ve belgeleri yedinde bulundurma, alıkoyma hak ve yetkisi yoktur. Şirketimizin ortakları Mülkiyeliler Vakfı, Musa Ceylan, Yalçın Doğan, Özgür Tüfekçi ve Eyüp Sabri Güler’dir. Şirketimizin Musa Ceylan, Özgür Tüfekçi ve Eyüp Sabri Güler’den oluşan bir yönetim kurulu vardır. Vakıf tarafından şirkete vakfı temsil edecek yönetim kurulu üyesi ve 2 adet denetçi atanmıştır. Tüm inceleme ve denetlemeler bu kişiler ve temsilci tarafından yapılabilir. Bir de Maliye Bakanlığının denetim elemanları ile Ticaret Bakanlığı müfettişlerinin inceleme yetkisi bulunmaktadır. Bunlar dışında kimsenin kafasına göre şirket defter ve belgelerini alma ve alıkoyma hak ve yetkisi bulunmamaktadır. Bir suç işlendiğine dair duyumla kimsenin hareket etme hakkı bulunmamaktadır. Eğer bir suç varsa bu durum ilgili denetçilere veya mahkeme ve savcılığa bildirilerek gerekli incelemenin yapılması sağlanabilir. Bunun dışında yetkisiz kimselerce keyfi inceleme ve alıkoyma yapılamaz. Sanıkların yasal olmayan, suç teşkil eden eylemlerde bulunmaları, iyi niyetli girişimlerimize rağmen yasal olarak suç teşkil eden defter ve belgelerimizle şirketimizin parasını, teflonlarını, bilgisayarla ısıtıcıyı vermemekte ısrar etmeleri nedeniyle iş bu suç duyurusunda bulunma zorunluluğu hasıl olmuştur.
DELİLLERİMİZ : İhtarname, tutanak, şirket kayıtları, vakıf kayıtları, Hasan Yaman tarafından gönderilen cevabi yazı, tanık beyanları, vs. ilgili deliller.
SONUÇ : Yukarıda arz ve izah olunan nedenlerle şirketimize ait yasal defter ve belgeleri usulsüz olarak şirket merkezinden alarak götüren, yetkileri olmadığı halde yedlerinde bulundurmaya devam eden, defter ve belgeler üzerinde usulsüz ve yetkisiz incelemeler yaptıran, ayrıca şirket kasasından şirket yönetiminin haberi olmadan aldıkları parayı ve yine şirketimize ait cep telefonları, cep telefonu hatları, notebook bilgisayar ve ısıtıcıyı iade etmemekte ısrar eden, ayrıca istifa edip yerlerini kendilerine bırakmazlarsa hakkınızda suç duyurusunda bulunacağız şeklinde tehditlerde bulunan sanıkların yargılanarak cezalandırılmalarına karar verilmesini şirketimize ait sanıklar tarafından zaptedilerek alıkonulan defter ve belgelerin tarafımıza iadesini arz ve talep ederiz. SAYGILARIMIZLA.
Kazan Yayıncılık Kültür A.Ş.
Vekili Av. Yaşar Akdeniz
b) Şüpheli İfade Tutanağı:
Ben Mülkiyeliler Birliği Genel Başkanı ve Mülkiyeliler Birliği Vakfı Yönetim Kurulu Başkanıyım. Derneğin, Vakfın ve Vakfa ait şirketin menfaatlerini korumak esas görevlerim arasındadır. Bu görev aynı zamanda Türk Ticaret Kanunu m. 353; 354; 355, ve özellikle 363; Vakıflar Kanunu m. 6; 10; 26 ve Vakıflar Yönetmeliği m.27 ve özellikle Yönetmeliğin 39, 41 ve 42. maddeleri gereğince bana denetim yapma yetki ve sorumluluğunu da vermektedir.
Şikayetçi Kazan Yayıncılık Kültür ve Turizm T.A.Ş., başkanı olduğum Mülkiyeliler Birliği Vakfının %99, 992 oranda en büyük hisseli pay sahibi sıfatıyla ortağı olduğu bir vakıf şirketidir.
TTK’nun ‘’TİCARİ DEFTERLER VE SIR SAKLAMA MÜKELLEFİYETİ VE CEZA’’ başlıklı 363. maddesine göre ‘’ Pay sahipleri, şüpheli gördükleri noktalara murakıpların dikkat nazarlarını çekmeye ve lüzumlu izahatı istemiye salahiyetlidirler.’’ hükmünü amirdir. Öte yandan aynı maddenin son fıkrasına göre ‘’Pay sahiplerinin malumat alma hakkı esas mukavele ile veya şirket organlarından birinin karariyle bertaraf veya tahdid edilemez.’’ Nitekim Yüksek Yargıtay’ın istikrar bulmuş içtihatlarına göre ortakların şirket defterlerini inceleme ve denetleme yetkisi fiili olarak engellenemez. Yargıtay bu kararlarında şirket yönetiminin ortada acil ve haklı görülecek bir neden olmaksızın şirket kayıt ve defterlerinin ortaklardan esirgemeyeceğine hükmetmiştir. Yargıtay, pay sahibinin şirket defterlerini inceleme hakkının reddinin haklı bir nedene dayanmasını kesin bir dille aramaktadır. ( Bakınız. YARGITAY 11. HD., 16.12.1997, 7819/9306: “Davalı anonim ortaklık genel kurulda aldığı bir kararla, davacı pay sahibinin defterleri inceleme istemini hiçbir neden göstermeksizin ret etmiştir. Esasında, anonim ortaklığın her bir ortağının, ortaklığının defter ve hesaplarını incelemekte hukuki yararları vardır. TTK'nun 363. maddesi, öngördüğü ilke ile bu yararı kabul etmiş ve özel bir düzenleme getirmiştir. Davacıların bu yoldaki isteminin genel kurulca reddi, TTK.m.363 içeriğine aykırıdır ve bu nedenle yerel mahkeme kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir”. )
Hakim ortak konumunda bulunan vakfımızı temsilen vakıf başkanı olarak şahsım, vakıf yönetim kurulu üyesi Hasan YAMAN ve vakıf denetçisi Oya HİTAY ile birlikte kanunun bu açık yetkisine dayanarak Kazan Yayıncılık Kültür ve Turizm T.A.Ş.’de usulsüz ve konusu suç teşkil edebilecek işlemler yapıldığı, Şirketin ve dolayısıyla Vakfın mali olarak zarara uğratıldığı duyumları alınması üzerine TTK madde 363 denetimi işletilmiştir. İncelenen belgelerden de bu duyumların doğru olabileceği görülmüştür. Bu konunun ilgili resmi makamlarca incelenmesini sağlamak üzere delil niteliğinde olabilecek defter ve belgelerin bir kısmı KAYBOLABİLECEĞİ - ZARAR GÖREBİLECEĞİ - YOK OLABİLECEĞİ İHTİMALİNE BİNAEN tedbiren Ek:2’deki tutanak mukabili teslim alınmıştır. Bu işlem tamamen Şirketin ve Vakfın çıkarlarını korumaya yönelik bir işlemdir. Kaldı ki; şikayetçi şirketi temsil edenler vakıf tarafından gerçekleştirilen denetime bizzat söylem ve eylemleriyle sebep olmuşlardır. Şikayetçiler kendi kusurlarıyla sebep oldukları bir işlemden yakınmaktadırlar. Oysa şikayetçilerin kanuna aykırı ve usulsüz tasarrufları olmasaydı şirket kayıt ve defterinin denetimine de şu aşamada ihtiyaç olmayacaktı. Bu halde şikayetçilerin bu davranışı ‘’kimse kendi kusuruna dayanarak hak iddia edemez’’ şeklinde izah edilen yüksek hukuk kuralına ve Medeni Kanunun 2. Maddesinde vaaz edilmiş dürüstlük kuralına aykırıdır.
Öte yandan Vakıflar Kanunu’nun ‘’Vakıf yöneticilerinin sorumlulukları ve görevden alınması’’ başlıklı 10. Maddesine göre ‘’Vakıf yöneticileri; vakfın amacına ve yürürlükteki mevzuata uymak zorundadır.’’ hükmünü amirdir. Keza aynı maddede vakfın amacı doğrultusunda faaliyette bulunmayan, vakfın mallarını ve gelirlerini amaçlarına uygun olarak kullanmayan vakıf yönetim kurulu üyelerine üyelikten alınmaya kadar varacak çeşitli cezai müeyyideler öngörmüştür. Bu noktada vakfın gayesine matuf iktisadi bir varlık olan vakıf işletmesi anonim şirketin denetim üyelerinin istifa etmiş olması nedeniyle işlemeyen denetim kurulunun varlığı da göz önüne alınırsa şirketin kayıt ve defterinin, vakıf yönetim kurulu üyesi ve denetçisiyle birlikte incelenmesi yoluyla faaliyetlerinin denetiminin vakıf başkanı olarak tarafıma verilmiş bir yetkiden çok kaçınılamayacak bir sorumluluk olduğu açıktır. Vakıf başkanı olarak bu hükümler muvacehesinde denetim ve gözetimle sorumlu olduğum vakfın şirketini yasanın yüklediği sorumluluğa ve usulüne uygun olarak denetlediğim için değil olsa olsa denetimsiz bıraktığım için yasal yolara başvurulabilir.
Bu bakımından da isnat edilen suçlar ciddiye alınmayacak kadar boş ve çelişkilidir.
2 – Şikayet dilekçesinde gerçeği ifade eden cümle sayısı parmakla sayılacak kadar azdır. Tamamı okunduğunda dilekçenin kötü niyetli ve kifayetsiz kişiler tarafından Mülkiyeliler Birliği yönetiminin icraatını engellemek amacıyla verildiği açıkça görülmektedir.
3. Ben 21.03.2010 tarihinde yapılan Mülkiyeliler Birliği Derneği Genel Kurulunda, dernek tüzüğüne göre başkan değil yönetim kurulu üyesi seçildim. Mülkiyeliler Birliği Derneği Yönetim Kurulunca başkan seçilmem nedeniyle vakıf tüzüğüne göre değil vakıf senedine göre, Mülkiyeliler Vakfı’nın değil Mülkiyeliler Birliği Vakfı’nın yönetim kurulu üyesi sıfatını kazandım. İddia edildiği gibi ‘vakıf tüzüğü gereği 7 kişilik vakıf yönetim kurulu üyesinden birisi ‘ değil, vakıf senedine göre 16 Nisan 2010 tarihinden bu yana yönetim kurulu başkanıyım.
4. Şirketin 2007-2008 ve 2009 yıllarına ait kanuni defterlerini Hasan Yaman ve Oya Hitay ile birlikte bir tutanakla alarak dernek merkezine götürmedim. Şirket yetkilileri tarafından Mülkiyeliler Birliği Vakfı merkezine getirilen söz konusu belgeleri teslim alarak düzenlenen tutanağı imzaladım.
5. Sözkonusu defter ve belgelerin şirket yetkililerine teslimi için yapılan teşebbüs akim kaldı. Şirket yetkilileri teslimden imtina ettiler. (Ek: 1 Tutanak)
6. Özellikle şikayet dilekçesinde belirtilen ‘’Defter ve belgelerin çeşitli denetim elemanlarınca günlerce gayrı resmi incelemeye tabi tutulduğu’’ ifadesi külliyen gerçeği yansıtmamaktadır.
7. Aynı şekilde yönetim kurulu üyelerinin istifaya zorlandıkları ifadesi de gerçeği yansıtmamaktadır.Yönetim kurulu başkanı İlhami Ünal ile üyeleri Musa Ceylan ve Vadi Küçük dernek genel kurulundan sonra istifa etmişler, yerlerine seçim yapılmadığı için görevlerini sürdürmüşlerdir. Bu konuda Musa Ceylan’ın yazılı beyanı vardır. Aynı kişinin ifadesine göre istifa dilekçeleri muhasebe servisinde çalışan Ozan Yılmaz tarafından yırtılmıştır. Yapay bir şekilde oluşturulan Mülkiyeliler Birliği Vakfı isimli e-posta adresinden Mülkiye mezunlarına gönderilen bir iletide sözkonusu istifa dilekçelerini benim yırttığım iddia edilmiştir. Bu çelişkili ifadeler aynı gruba mensup benzer özellikteki kişilerin gerçek dışı ifade üretirken birbirleriyle çeliştiklerini göstermektedir.
8. Şirkete ait telefonlar bizden önceki dönemde yönetim kurulu üyelerine tahsis edilmiş ve kullanılmış olup bize de teklif edilmiş ancak tarafımızdan kullanılmamıştır. Bir bilgisayarın vakıf ve dernek tarafından kullanımına devam edilmektedir ancak bunun benim şahsımla hiçbir ilgisi yoktur. Ben Mülkiyeliler Birliği Genel Başkanı ve Mülkiyeliler Birliği Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı olduktan sonra bu görevlerim için kullanılmak üzere astın aldığım bilgisayarı kullanmaktayım. Şirkete ait sözkonusu cihazların önceki yönetim mensupları tarafından kullanılması usul ve teamüle uygun ise bu defa geri istenmesi en hafif tabiriyle tutarsız bir davranıştır.
Şirket kasasından para aldığımız iddiası ise çirkin bir yalandır. Bu tür iftiralara tevessül edenlerin mutlaka hak ettikleri şekilde cezalandırılmaları gerekir. Soyut bir iddiadan ibaret olan ve kişilik hakkıma yönelen bu ifadeye karşı hukuki ve cezai yollara müracaat haklarımı saklı tutuyorum.
9. Vakıf merkezi ile dernek merkezi ayırımı yapılmaya çalışılması bilgi kirliliği yaratma gayretinden ibarettir. Vakfın kuruluşundan itibaren, 38 yıldır dernek başkanı olan kişiler aynı zamanda vakıf başkanı olarak aynı odada görev yapmışlar, yönetim kurulları aynı odada toplanmışlardır.
10. ‘Derneğin ve sanıkların şirketimizle hiç bir bağı bulunmamaktadır’. İfadesi cehaletin de ötesinde aldatmaya ve yanlış kanaat uyandırmaya yönelik bir kötü niyetin dışa vurulmasıdır. Zira Mülkiyeliler Birliği Derneği vakfın tek mütevellisidir. Yukarıda da zikredildiği üzere Kazan Yayıncılık Kültür ve Turizm T.A.Ş. ise 25 Ekim 2007 tarihinde Mülkiyeliler Birliği Vakfı tarafından Vakfın gayrimenkullerini işletmek ve Vakıf adına iktisadi faaliyette bulunmak amacıyla kurulmuş bir anonim şirkettir. Şirketin tamamı 50.000 adet olan hissesinin 49.996 adedi ( % 99,992’si ) Mülkiyeliler Birliği Vakfı’na aittir. Geri kalan hisseler yasal şekil şartının sağlanması için 4 gerçek kişi ortak olarak alınmışlardır. Müşteki Şirket tarafından Mülkiyeliler Birliği Derneği Başkanlığı’na gönderilen 24.6.2010 tarihli yazıya ek 18.6.2010 tarihli yönetim kurulu kararında atıfta bulunulan ve müşteki şirket yöneticileri ile dernek ve vakıf başkanları arasında düzenlenen bir örneği ekli protokolde yer alan ‘söz konusu adreste bulunan gayrimenkul ve menkulleri cüzi bedelle ya da bedelsiz olarak MÜSTECİRin kullanımına sunan ve aynı zamanda MÜSTECİRin kurucu ve büyük hissedarı VAKIF ile VAKIFın kurucusu ve MÜSTECİRin tüm müşterileri addedilebilecek üyelerin bağlı bulunduğu BİRLİKin arasındaki bu ilişkiler nedeniyle..’ibaresi de vakıf, dernek ve şirket arasındaki yakın ilişki ve bağlantılar olduğunun müştekiler tarafından da kabul edildiğini açıkça göstermektedir.
Şirket yönetim kuruluna yeni üyelerin atanması işleminin seçimlerden hemen sonra üyeler yukarıda belirtildiği üzere gerçekleştirilmesi mümkün olduğu halde bazı nedenlerle bu yola gidilmemiştir. Öte yandan şikayet dilekçesinde son derece yakışıksız şekilde dile getirilen ‘Kötü şeyler olacağı..’ şeklinde bir ifade hiçbir zaman kullanılmamıştır. İftira sahiplerinin şirkette önceki yıllarda sosyal güvenlik ve vergi mevzuatına açıkça aykırı işlem ve uygulamalara yönelik Mülkiyeliler Birliği vakfı Denetçileri tarafından yapılan tesbitlerin 10.06.2010 tarihinde dilekçe ile Maliye Bakanlığı Gelir idaresi Başkanlığı’na incelenmek üzere iletilmesini takiben telaşla bu tür beyanlarda bulundukları düşünülmektedir. Ayrıca dilekçenin geneline yaygın olan tehdit iddiaları yer, zaman ve içerik bakımından soyut kalmaktadır. Şikayetçilerin nerede ne zaman ve hangi söz ve davranışlarla ve neyle tehdit edildiği somutlaştırılamamıştır. Bu durum dilekçenin, özensiz şekilde yakıştırılmış sözlerle gerçekte olmamış davranışların isnat edildiği başarısız bir iftira girişimi olduğuna işaret etmektedir.
11. Son paragraftaki cümlelerin tamamına yakını gerçek dışı ve aldatıcı ifadeler içermektedir.
- Ben defter ve belgeleri kendi isteğime göre almış ve alıkoymuş değilim.
- Şikayet dilekçesinde hem Şirketin ortaklarının denetim yetkisi olduğu kabul edilmekte hem de ‘kimsenin kafasına göre şirket defter ve belgelerini alma ve alıkoyma hak ve yetkisi bulunmamaktadır.’gibi sokak ağzı ile iddialarda bulunulmaktadır. Denetim mercileri arasında Maliye Bakanlığı ile Ticaret Bakanlığı’nın denetim elemanları dışında hiçbir bakanlık ve kurum (örneğin Sosyal Güvenlik Kurumu, Çalışma Bakanlığı, Vakıflar Genel Müdürlüğü gibi kurumlar) zikredilmemektedir.
- Son olarak dilekçedeki şu can alıcı noktayı vurgulamak gerekir: ‘Vakıf tarafından şirkete vakfı temsil edecek yönetim kurulu üyesi ve 2 adet denetçi atanmıştır.’ ifadesi tamamiyle gerçek dışıdır. Zira başkanı olduğum Mülkiyeliler Birliği Vakfı tarafından bu amaçla yapılan olağanüstü genel kurul çağrısı şirket yönetimince yerine getirilmediği için böyle bir tasarrufta bulunulmamıştır. Kendilerinin vakıf yönetim kurulu üyesi olduklarını iddia eden birileri tarafından üye ve denetçi atanması teşebbüsünde bulunulmuş ise ortaya çıkan durumun üçüncü kişilerin Mağduriyetine yol açmaması için gerekli tedbirler vakit geçirmeden alınmalıdır.
SONUÇ:
Şikayetçi şirketi temsil edenlerin suçlamalarını kabul etmiyorum. Şikayetçiler tarafıma Güveni Kötüye Kullanma, Tehdit ve Alıkoyma suçlarını isnat etmektedirler. Oysa bu suçların unsurları TCK’nda tanımlanmış olup isnadın dayanağı maddi vakıaların ne olduğu belirsizdir, aynı şekilde bu suçlara vücut veren olayların da ne şekilde ve ne içerikte gerçekleştiği izah edilmemiştir.
Öncelikle Güveni kötüye kullanma suçu TCK md.155 e göre ‘’başkasına ait olup da muhafaza etmek veya belli bir şekilde kullanmak üzere zilyetliği kendisine devredilmiş olan mal üzerinde kendisinin veya başkasının yararına olarak zilyetliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunma’’ olarak tarif edilmiştir. Suçun tipik unsuru başkasının taşınır mallarına zilyet olan kimsenin gerçekleştirdiği malvarlığı ihlalidir. Başka bir değişle bu suçun oluşabilmesi için ortada başkasına ait olduğunu bildiği halde onun sahibiymiş gibi davranan, o şey üzerinde ancak malikin tasarrufta bulunabileceği tasarrufları yapan zilyedin var olması gerekir. Bir an için bu suçun işlendiği varsayılsa dahi suça konu edilen eşya üzerinde böyle bir suçun işlenmesi mümkün değildir. Zira güveni kötüye kullanma iddiasının ileri sürüldüğü taşınır, kayıt veya defterler şikayetçi Kazan Yayıncılık Kültür ve Turizm A.Ş., Mülkiyeliler Birliği Vakfının %99, 992 oranda en büyük hisseli pay sahibi sıfatıyla ortağı olduğu bir vakıf şirketi olduğundan bu nevi eşya her şeyin ötesinde vakfın malı olup bunlar üzerinde güveni kullanma suçu işlenemez. Çünkü bu suçun oluşumu için failin dolaylı ya da doğrudan eşyanın maliki olmaması gerekirken bir tüzel kişilik olan vakfın şirketine veya doğrudan vakfa ait olan eşya üzerinde vakfın yönetim ve denetim organlarının tasarruf hakkı vardır. Bu halde bu suç vakıf organları tarafından ‘’işlenemez suç’’tur.
Şikayet dilekçesinde alıkoyma suçundan bahsedilmektedir. TCK.nda böyle bir suç düzenlenmemiş olup şayet kastedilen kişiyi hürriyetinden yoksun kılmak suçu ise böyle bir suç ancak ve ancak bir gerçek kişi aleyhine işlenebildiğinden isnat edilen suç dilekçede yer alan maddi vakıalarla bağdaşmamaktadır. Bu suçun eşya hakkında işlenmesi mümkün değildir. Şikayet dilekçesinde izah edilen maddi vakıalarda hangi kişinin ne zaman ve nerede ( mağdur, zaman, mekan ) alıkonulduğu açıklanamamıştır. Nitekim böyle bir fiil hiçbir zaman gerçekleşmediği halde suçun konusu kısmında bu soyut isnada yer verilmesi şikayet dilekçesinin hak arama hürriyetini aşar tarzda özensiz hazırlandığını apaçık ortaya koymaktadır.
Şikayet dilekçesinin suç konusu bölümünde ‘’yetkisiz iş yapma’’ şeklinde açıklanan suça gelince; böyle bir suç eski ceza kanununda da yeni Türk Ceza Kanununda düzenlenmemiştir. Ayrıca böyle bir ihlal Kabahatler Kanununda kabahat olarak da tanımlanmamıştır. Şikayet dilekçesinde şikayetçilerden menkul bu isnadın tabi olduğu hukuksal kategori bulunmayıp bu durum şikayetçilerin hukuki uyuşmazlık konularını bütün unsurlarıyla kanuni olması gereken cezai konularla karıştırdığını ortaya koymaktadır.
Şikayet dilekçesinde yer verilen tehdit suçunun unsurları da oluşmamıştır. Dilekçede hangi şirket yetkilisinin neyle tehdit edildiği muğlaktır. Dilekçeden anlaşıldığı kadarıyla bu muğlaklık suçun kim tarafından işlendiğinin bilinememesinden ya da tehditle ilgili vakıaların karmaşıklığından değil işlenmemiş fiillerin işlenmiş gibi takdim edilip maddi vakıalar kısmına gelince soyut isnatların altının doldurulamamasından ileri gelmektedir.
Hangi görevli, hangi mekan ve zamanda tehdit edilmiştir, bu sorunun cevabı dilekçede yanıtsızdır. İsnatta yer verilen ‘’sanıklar devamlı olarak şirket yönetim kurulunu istifa ederek ayrılması aksi takdirde kötü şeyler olacağı yönünde tehdit ve baskılarda bulunmaktadırlar’’ ifadesi suçun mağdurunu şahsileştiremeyen ve tehdit içeriği bakımından da son derece soyut bir isnattır. Keza vakıf başkanı olarak tarafım ve birlikte çalıştığımız diğer yönetim kurulu arkadaşlarım vakıf organı olarak tehditle istifaya zorladığımız iddia edilen şirket görevlilerinin görevden alınması için şirket genel kurulunu toplama ve genel kurulda da en büyük hissedar sıfatıyla onları hukuki yolla görevden alma ya da mahkemeye başvurarak şirketi zarara uğrattıkları gerekçesiyle tebdiren görevden el çektirme ve neticede kesin olarak görevden düşürme yetkisine zaten sahibiz. Bu sebeple soyut tehdit isnatlarının yöneldiği amaç bakımından da mesnetsizdir.
Tüm bu gerekçelerle isnat edilen suçu kabul etmiyor; hak arama hürriyetinin sınırlarını aşan, bizatihi kendisi suç teşkil eden ifadelerden oluşan; iftira ve suç uydurmaya varan isnatlarla dolu şikayet dilekçesinin kişilik haklarıma verdiği zararlardan mütevellit dava ve şikayet haklarım saklı kalmak kaydıyla şikayetçiyi temsil edenlerle uzlaşmayı istemiyorum. 


|