|
Mülkiye yıllarınıza ait anılarınızı bizimle paylaşın. ( \n \n
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
Bu e-posta adresi spam korumalıdır. Lütfen JavaScriptleri etkinleştirin. This email address is being protected from spam bots, you need Javascript enabled to view it ) Semih Sencer / 1942 Mezunu Bir arkadaş sözlü imtihanlar sırasında Maliye Dersi Profesörü rahmetli Halid Nazmi Keşmir’in karşısına oturdu. Hocamız şunu sordu: “Oğlum, bana Hayvanlar Vergisini anlat...” Arkadaş: “Bu şöyle bir vergidir, şu hayvanlardan senede bu kadar vergi alınır, bu nevi vergiden devlet bütçesi için yılda şu kadar vergi sağlanmaktadır” dedi durdu. Bu sefer Hocamız: “Bu verginin istisnaları nedir?” diye sordu. Çocukcağız birkaç dakika düşündükten sonra durdu durdu ve birden. “Efendim gebe hayvanlardan vergi alınmaz” deyince pek az gülen Hocamız kahkahayı bastı ve buna rağmen geçecek notu verdi. (Ali Çankaya, Yeni Mülkiye Tarihi ve Mülkiyeliler, V. Cilt, s. 2577) Mehmed Burhaneddin Özkul / 1942 Mezunu Rahmetli Anayasa Hukuku hocamız, büyük insan Mahmut Esad Bozkurt, imtihanda öğrencilerinin bilgisinden başka hareketleriyle ve bilhassa giyimleriyle de ilgilenirdi. İkinci sınıfta sözlü imtihana üçer kişilik gruplar halinde giriyorduk. Sıramız gelince 3 arkadaş imtihan odasında Hocamızın karşısında oturduk. Hocam soru soruyor, bana bakarak gülüyor ve başını çeviriyordu. Çok korkmuştum, neden güldüğünü bir türlü anlayamıyordum. Sonra tekrar Hocamın gözlerine dikkat ettim ve o gün için ceketimin cebine itinayla yerleştirdiğim beyaz mendile baktığını, onun için güldüğünü farkettim ve çabuk bir el hareketiyle mendili cebimin dibine tıkıştırdım. Hoca bana tekrar bakınca mendili göremedi ve memnun şekilde sorularını sordu ve tam not verdi. O korkuyla mıdır nedir, bir daha ceket cebime mendil takmadım. (Ali Çankaya, Yeni Mülkiye Tarihi ve Mülkiyeliler, V. Cilt, s. 2557) Ertuğrul Soysal (SBO’da haberalış) “Büyük Atatürkümüzü kaybettiğimiz 10 Kasım 1938 günü Rahmetli Hasan Saka’nın üst üste iki saat iktisat dersi vardı. İkinci saatte idik. Müdür Rahmetli Erişirgil kapıyı vurarak içeri girdi. Gözlerinin dolu dolu olmasından ve konuşmasından acı hadisenin ceryan ettiğini anlamıştık. Müdür, Hasan Saka Beyi biraz dışarı çağırdı. Biz put gibi olduğumuz yerde donakalmıştık. 10-15 dakika sonra Hocamız dönerek bıraktığı yerden dersine devam etti. Bu dersin devamı için Atatürk’ün en yakınlarından olan Hasan Saka Beyin nasıl bir cehd ile kendisini tuttuğunu görmüş ve sık sık nefes alışından ve arasıra gözlerinden akan damlalardan mukavemetinin azalmakta olduğunu anlamıştık. Birkaç gün sonra Sayın Saka’nın şoföründen, dersten sonra otomobilde giderken gözyaşlarını tutamayıp ağladığını öğrenmiştik.” Muazzez Akkaya Giray / 1954 Mezunu Mülkiye Mektebine ilk yatılı kız talebe olarak girme şansı bana isabet etmişti. Fakat o zamana kadar böyle bir ihtimal vuku bulmadığından SBO müdürü Fethi Çelikbaş, mektep yatakhanesinde kız talebenin yatması için müsait yer olmadığını, ancak istediğim takdirde sadece talebeye verilen yıllık palto hakkından istifade edebileceğimi, bu takdirde de mecburi hizmet mükellefiyetine tabi tutulacağımı beyan etti. Tabii kabul etmedim. Altı ay sonra Mekteb Fakülte oldu ve ben de diğer talebelerle birlikte burs almaya başladım. (Ali Çankaya, Yeni Mülkiye Tarihi ve Mülkiyeliler, VI. Cilt, s. 3578) Şenay (Köksal) Eryürek / 1959 Mezunu Cahid Talas’ın derslerinden birindeydik. Sınıf çok kalabalıktı. Benim ders dinlemekten daha mühim bir derdim vardı: Kazgan’a karikatür yetiştirmek. Dışarıda yakalayamadığım birkaç arkadaşın enteresan pozlarını yakaladım. Cahid Talas’ınkini de tam tamamlamıştım ki Hocamız birden dersi kesmiş sert ifadeli bakışlarıyla bana doğru ağır ağır gelmeye başlamıştı. Kağıtları saklamak için vaktim vardı, ama yapmadım. Suç işlemiştim, cezamı çekmeliydim. Herkes heyecanla neticeyi bekliyordu. Hiçbir şey söylemeden önümden kağıtları aldı, kürsüye dönüp derse devam etti. Ders sonuna kadar vaktim, heyecan ve utançla işiteceğim azarın vaktini ve dozajını tahmin etmekle geçti. Nihayet ders sonu geldi. Sınıfta birer birer karikatür sahiplerini aradı buldu. En sonuncusu kendisininkiydi. Baktı, baktı ve yüzündeki o sert ifade birden yumuşayıp tebessüme döndü. Her çeşit azarı düşünmüştüm ama, bu cümle hiç aklıma gelmemişti: “Benzetmiş de kerata...” Sınıftan çıkarken arkasından yetişip bu işi “Kazgan” için yaptığımı söyledim; beni affetmesini rica ettim. Verdiği cevap şu oldu. “Asıl ben sizden bu karikatürü bende bırakmanızı rica edeceğim.” (Ali Çankaya, Yeni Mülkiye Tarihi ve Mülkiyeliler, VI. Cilt, s. 404) Resim: (XLIV) SBO-SBF’nde Meşhur ve Tarihi HOL (136-1964) (I. Cilt sonda XLIV. Sayfa) Erol Tunçsiper / 1959 Mezunu Bizim devremizde Son Sınıf İdari Şu’be’de 46 kişi, Mali Şu’be’de ise 101 kişi vardı. Minder kavgasında bozguna uğramamak üzere İdari Şu’be’nin tam mevcudiyle iştiraki bir zaruret haline gelmişti. Bu sebeble bütün İdari Şu’be’den “Minder kavgasına geleceklerine dair şeref sözü için” imza toplamıştık. Birara işittik ki idari Şu’be’den bazı arkadaşlar Mali Şu’be’nin as elemanlarına, minder kavgasına katılmamalarını sağlamak üzere, ısmarladıkları yiyecek arasında mi’delerini bozacak hap yutturmuşlar. Ancak, akşam yapılan mücadelede İdari Şu’be 4. Mali Şu’be 5 esir aldıkları için, kavgadan mağlub ayrılarak asıl hapı biz yutmuş olduk.” (Ali Çankaya, Yeni Mülkiye Tarihi ve Mülkiyeliler, VI. Cilt, s. 3944) Tevfik Fikret Akdağ / 1958 Mezunu Mülkiye’de geçen günlerin hangisi anı değil, hangisi ilginiç değil ki? Taze Ankara sabahlarının yeşil, buğulu romantizmini dışarıda bırakıp, üç adımda çıktığımız ünlü inekhaneler. Hamid Sa’di’nin kaşelotlu, balinalı muhteşem Coğrafyası... Kemal Arar’ın imtihan kapılarında gece horozları ile başlayan sıfır ve on turnikeleri. Bedri Gürsoy’un piposu, eskimeyen çantası ile Fikret Arık’lar, Tahsin Bey’in sade suya pişirdiği şeffaf yemekleri. Kabak kızartmaları, imam bayıldılar. Cebeci’de Ahmet Efendi’nin Gençlik lokantası. İki bardak Çubuk Şarabı’na aşk şiirleri. Şişmatra’lar, Toto’lar, Irvalı’lar. Irvalı’nın imzalı-resimli-şiirli pantalonu ile Kavaklıdere’ye keman çalarak yürüyüşleri; İlkbahar çayları, Sonbahar Çayları; Mamboların, sambaların iğip büktüğü Halime’ler... Ercümend Gençler’le Erol Yeşilada çiftinin Valantino’yu kıskandıran şahane tangoları. Kantinin bir köşesinden yükselen alaturka notalar, bir köşesinden yükselen alafranga gök gürültüleri. Hamiyet Yüceses’in Beethoven’a dış gıcırtıları. Üçbuçuk kafanın kapalı gölünde kopan sanat-edebiyat fırtınaları. Kemal Efendi’nin sucuklu bulgur pilavı. Şiirler, fıkralar, espriler. Kahkahalar... Kahkahalar... Kahkahalar. İşte size, bir 1953-57 Mülkiyeli’sinin anılarından alınmış küçük kesitler. O yıllara ve o yılların Mülkiyelilerine selamlar. (Ali Çankaya, Yeni Mülkiye Tarihi ve Mülkiyeliler, VI. Cilt, s. 3944) Rahim Yaldız / 1957 Mezunu Ma’lum olduğu üzere Mülkiye festivalleri sırasında İdari Şu’be ile Mali Şu’be arasında yapılan minder kavgası vardır. Biz İdari Şu’be’nin genel yekunu 58 kişi idik. Mali Şube ise 100’ü aşkındı. Minder kavgasının yapılacağı gece idi. Bir de baktık ki İdari Şube’den 17 talebe cesaret edip gelebilmiş; Mali Şu’be ise tam kadro halinde hazır. Arkadaşla karar verdik, ölmek var dönmek yok. Yukarı sınıflar koridoruna saatinde sınıfımızdan çıktık. Talebeler dolapların üzerine dolmuşlar; karşı merdivenlerde BASIN yer almış. Mali Şu’be tam kadro halinde karşımızda duruyor. Biz ise 17 kişiyiz. Siyasi Şu’be her zaman olduğu gibi yine hakem rolünde. İri kıyım arkadaşları öne aldık; hakem tarafından minderler kontrol edildi; hepimiz üzerimizde sadece kilot kalıncaya kadar soyunmuş vaziyetteyiz. Saati gelince düdük öttü ve mücadele başladı. Biz ilk anda bütün gücümüzle hücuma geçtik ve böylece bir hücumu beklemeyen o koca kütleyi beş altı metre geri püskürttük; fakat sonra ne yazık ki korktuğumuz netice doğdu: Aklı başına gelen Mali Şu’be, bütün gücü ile hücuma geçti; biz yavaş yavaş esir vere vere gerilemeye başladık. Bir ara ben bizim sınıfın açık kapısı ile duvar arasına sıkışmışım; karşımda beş altı Maliyeli. Hayatımda o kadar dayak yediğimi hatırlamıyorum. Bir ara havalandım. Üç dört Maliyeli ayaklarımdan, üç dördü de kollarımdan tuttular; bir amele tezkeresi gibi Mali Şu’be’ye taşındım. Sınıfa girince bir iki üç teranesiyle karga tulumba sıraların üzerine fırlatıldım. Bir de baktım ki bizim ekip tamamen esir düşmüş kimisi elini tutuyor, kimisi belini. Fakat hepimiz mes’udduk; zira herkese bir cesaret örneği vermiştik... (Ali Çankaya, Yeni Mülkiye Tarihi ve Mülkiyeliler, VI. Cilt, s. 3799) Resim Sf. 1225 II. Cilt (1959-1960 Ders Yılı SBF Öğretim Üyelerinden Bir Grup) Ertuğrul Gürbüz / 1958 Mezunu Fakülte Son Sınıfa kadar arkadaşlar, elele verip gayretlerine rağmen bana takma bir isim bulamamışlardı. Son Sınıf gezisine çıktığımız zaman bu mes’ele kendiliğinden halledildi. Trenle Güney gezisine çıkmıştık. Tren Kayseri’de aktarma yapmak için durdu. Birkaç arkadaş İstasyon’daki büfeye giderek birşeyler almak istedik. Bu sırada: “Tren hareket ediyor” dendi; bir arkadaşla ben koşarak atladık trene. Meğer bizim bulunduğumuz vagon alınmış yerine başka yere gidecek bir vagon konmuş ve bu tren de Sivas’a gidiyormuş. Hatayı ancak trene bindikten sonra anladık. İlk durak, Gömeç isimli bir yermiş. Orada indik. Epeyce bekledikten sonra bir vasıta bulduk: tekrar Kayseri’ye geldik. Bizim vagon hala orada bekliyormuş. Hiçbir şey olmamış gibi hareket ettiysek de arkadaşlar benim için o’dur bu’dur bulamadıkları ismi buldular ve “Gömeçli” diyerek İnek Bayramı’nda bol bol kullandılar. (Ali Çankaya, Yeni Mülkiye Tarihi ve Mülkiyeliler, VI. Cilt, s. 3927) Kadir Akın / 1957 Mezunu 1953 yılındaydı. Fakülte’nin konferans salonunda Hocamız Muammer Aksoy her zamanki gibi şevk ve heyecanla Miras Hukuku dersi anlatıyordu. Birara, daha önceki derslerde anlattığı konularla bağlantı kudurmak amacıyla sınıfa bir soru sordu. Hepimiz, öğle sonunun verdiği gevşeklik içinde, kendimizden o kadar geçmişiz ki değil bağlantı kurmak o günkü dersde anlatılan konudan dahi habersizdik. Kimseden ses çıkmadığını gören Hocamız üzgün, heyecanı sönmüş olarak bütün Sınıfı şöyle bir süzdükten sonra: - Beyler, maalesef sizler daha bağladığımız yerde otluyorsunuz, diye konuştu. (Ali Çankaya, Yeni Mülkiye Tarihi ve Mülkiyeliler, VI. Cilt, s. 3775) Tayfun Zeybekler / 1956 Mezunu 1956 yılı Son Sınıf Şubat tatili gezisinde, o zamanki Bergama Kaymakamı Mülkiyeli Ağabeyimizin bizlere gösterdiği yakınlık, öğrencilik hayatımın en ilginç hatıralarından biridir. Mülkiyelilik sevgisinin, Mülkiyelilik bağlılığının en belirli örneğini, o Kaymakam Ağabeyimizin şahsında müşahhas olarak görmüştüm. Üç saat sonra kendilerine veda ederken gözyaşlarını tutamayarak ağlamasını ömrümce unutamam... (Ali Çankaya, Yeni Mülkiye Tarihi ve Mülkiyeliler, VI. Cilt, s. 3760) Üyemiz Özge Seçkin’e katkılarından dolayı teşekkür ederiz.
|